11 Şubat 2022

11.02.2022: Kimse tanımaz seni, ne mutlu ne kederliyken

Kategori: Blog

Leselya Koko

Az önce saydım, ajanda kullanmaya başlayalı 55 gün olmuş. Bu 55 günde yapmam gerekenleri not etmediğim yalnız 1 gün var. İstanbul’da deniz kenarında limonlu soda içiyordum ve herhangi bir şeyin beni sınırlamasını istememiştim. Yalnızca o an içinde bulunmak istemiştim. Çizgiler, tikler, ve çarpılar olmadan.

İşe bak, 55 gün olmuş. Ablam bu kadar çok çalışmama şaşırıyor. Boş durduğum her saniye vicdan azabı çekip elimi bir kitaba götürmeme de öyle. Dürüst olmak gerekirse ben de şaşırıyorum. Kitap okumaktan zevk almıyorum çünkü. Başkaları yazıyor, ben okuyorum. Yazıyorlar, okuyorum. Okuyorum ve alkışlıyorum. Kitaplığım çeşitli renklerle dolu. Seyircisi benim. Okuyor ve alkışlıyorum. Yazıyorlar ve okuyorum. 

 

Bugün sınıfın kalabalığını görünce, dersle de pek ilgilenmediğim için, en arka sıranın bir önündeki yere geçtim. Başımı camdan yana çevirmiş, bilimle açıklanamayacak ama zihnimin derinliklerinde beni meşgul eden konulara kafa yoruyordum. Bir arkadaşım yanıma yaklaşınca irkildim. “Derdin ne senin bakalım.” dedi. Cüretine şaşırıp gözlerimi üstüne diktim: “Bir derdim olduğunu sanmıyorum.”

Kitabını normalden biraz daha nazik hareket ederek yandaki masaya koydu. Beni yalnız bırakmadığı için yüzünde gururlu bir ifade vardı. “Hadi bakalım söyle. Sorun nedir?” Aslında sahiden de kendimi kötü hissetmiyordum. Ama o böyle sorunca ne desem bahane gibi, yalan gibi duyulacaktı. “Gayet iyiyim. Senin göz rengin mi açılmış?” Yüzünü ekşitti: “Of, konuyu değiştirmesene. Son zamanlarda tuhaf davranıyorsun?”

“Öyle mi davranıyorum?”

“Sorun nedir?”

“Bir sorun yok.”

Öfkeli bir havaalanı çalışanının makyaj malzemelerimin arasında şüpheli bir şey var mı diye çantamı incelediği an aklıma geldi. “Uyuşturucu taşımıyorum, asker kaçağı da değilim. Ne olur beni rahat bırak.”

 

Başka bir ders… The Yellow Wallpaper’ın sonuna gelmiştik. Kadın karakter sarı duvar kâğıdını tırnaklarıyla yırtmış, etrafta emekliyordu. Onu gören kocası eşinin geldiği hale şaşırıp bayılmıştı. Zavallı adam, ilk defa özgürce hareket eden bir kadın görüyordu.

Hocamız, “İşte John, her şeyi eşinin uydurduğunu söylüyordu. Ona gülüyor, onu küçümsüyor, onunla bir bebek gibi konuşuyordu. Kadın parmaklıklardan kurtulduğuna göre, hemen onu deli diye yaftalayıp bayıldı.” dedi.

 

Bir gün toplum bana delirdiğimi söylerse ve ben delirmediğime inanırsam, hangimizin haklı olduğunu nasıl öğreneceğim? Doğum yılımın üstünden ancak 300 yıl geçince mi, hareketlerim bir anlam kazanacak? Tıpkı Orta Çağ’da yaşayan bir insanın Orta Çağ’da yaşadığını bilmemesi gibi. Milattan önce bilmem hangi dönemde yaşayan bir adamın, parlak yıldızların yanıp sönmesini izlerken “Kıyamet yakındır.” demesi gibi.

 

Bugün çok fazla soru sormak istiyorum. Ama cevap vermesini istediğim kimse yok. 

Bir yorum yapın

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz.